Hüzün

3.jpg

Tanıdığım bir hüzün var içimde,
Uzun zamandır tatmadığım, belki de özlediğim bir hüzün.
Bana yazman gereken zamanı hatırlatan,
“Artık şiir olmak istiyorum” diyen bir hüzün…
Çünkü şiir, en doğru yoldur
Anlatamadıklarını anlatmak, bilinmeyenlerini paylaşmak için.
Bildiklerini göstermek için de güzel olandır şiir yazmak aslında,
Ve sanırım hüzün de farkında bunun.
Bu kez bir başka coşkuyla yazılmak istiyor
Sabırsızlanıyor şiirlerin en kıdemli duygusu;
“Hadi, durma! Ne kadar kasvetli, ne kadar siyah olduğumu göster” diyor insanlara…
Oysa kâğıdım ona inat önümde bembeyaz duruyor.
Kalemiminse ucu bitmiş,
Sanki bu hüznü yazmak istemiyor…

Umutsuz hayaller peşinde koşmaktan yoruldum, sahte sevgilerden bıktım
Riyalardan, yalanlardan, çekildiğine değmeyen acılardan senin gibi sıkıldım.
Meğer yeni bir umut, tüm umutların gerçekten bittiği yerde başlarmış,
Bitecek sanırken çektiğin acıları, seni yeni hüzünler kucaklarmış.
İşte sana böyle bir zamanda rastladım, belki de bundandır bu tarif edilmez hüznüm.
Ben umudun verdiği gülümsemenin, onun verdiği endişenin öyküsüyüm.
İnsan en çok umudun başında hüzünlenir, en çok umudun sonunda ağlarmış,
Sevenlerin gözünden pınarlar, âşıkların ise gözünden çağlayanlar akarmış.
Seni gerçekten seviyorum diyene sakın gerçekleri görmeden inanma.
Ben böyle de mutluyum, sen hüzünlü olduğuma bakma.

Aşk yalnız mutluluğun değil, hüznünde en büyüğü dedin, sevende bitmez bu dert.
Ey hayat, aşkımı canlı canlı gömmeyi öğrettin, öyleyse umudu kesmeyi de öğret.

Ömer ÖZDEMİR

Bülbülleri har( güle vuran kuraklık ) ağlatır,
Âşıkları yar( gönül bahçesine gelen kuraklık ) ağlatır.

Gecenin bir yarısıydı, hatta sabaha karşıydı, döndüm yatakta bir sağa bir sola… Uyuyamadım. Sonra kalktım namaz kıldım ama yatamadım, yazmak için kalem aradım bulamadım. En iyisi bilgisayarda yazayım dedim onu da yapamadım. Boş boş bilgisayara bakarken daha önce okumadığım bir yazı buldum, okudum. Hay aksi dedim adam yazmayı isteyip de yazamadığım şeyleri yazmış. Garip ama bazen iki farklı insan iki farklı zamanda bir birinden habersiz aynı şeyleri düşünüp aynı şeyleri yazmak istiyorlar ama tek bir farkla biri yazıyor diğeri yazılanı okuyor. Galiba sanatçı sadece icra eden değil, sanatı yapanı anlayanda sanatçı, sokakta çöp toplayan insanda sanatçı, gecenin bir yarısı uyuyamayıp sahile inende sanatçı, yemek yiyende. Anladım ki yaptığı işi güzel yapan herkes sanatçı, geçtiği yerlerde izini bırakan her insan sanatkâr. Güneş yavaş yavaş doğarken gözlerimi yokluyorum… Yok… Yok… Yok… Hala uykum yok. Galiba dışarı çıkacağım ve denizin sesini dinleyeceğim, sahille buluşmalarını izleyeceğim gizliden gizliye. Haklısın bu gece uyuyamadım… İlk değildi sabahına dek tükettiğim bu gece, sonda olmayacak belki ama diğerlerinden farklıydı; kapkaraydı.

Sabahı bile renksiz bu gecenin… Nereye mi gidiyorum? Dedim ya sahile. Bu sabah güneşi ilk ben selamlayacağım, aslında yakasına yapışıp soracağım da çaktırma “Renklerimi ver bana diyeceğim”. Bana renklerimi ver…



..

Ne kadar bedbahtım anlatamam. Sahile indim ve sabırsızlıkla güneşin doğmasını bekledim. Tabi bu arada güneş doğana kadar çok üşüdüm ama azmin elinden kurtulan olmazmış derler. Önce gökyüzünün rengini değiştiğini gördüm, koyu laciverdin ağır ağır açık mavi olmasını ve ufukta beliren kızıllığı izledim. Gökyüzündeki renk cümbüşüne rağmen benim renklerimden eser yoktu… Ve ağır ağır yükselen güneş önce gözlerimi aldı sonra yüreğimi ısıttı kızamadım… Mahcup bir edayla sordum daha doğrusu fısıldadım.
–Renklerim nerde?
–Bana renklerimi ver… Lütfen!
Hiç cevap vermedi Güneş ama daha çok ışık yaydı, daha fazla yükseldi gökyüzüne benim için ve biraz daha ısıttı yüreğimi. O zaman anladım ki güneşte değildi renklerim. Peki, biliyor musun nerde olduğunu dedim, biraz daha yükseldi gökyüzünde. Anladım bilmiyordu. Söylesene sen biliyor musun “Renklerim nerde ” ?

No related posts.

Related posts brought to you by Yet Another Related Posts Plugin.

Yorum Gönder

Yorum göndermek için üye olmanız ve giriş yapmış olmanız gereklidir. Üyeliğiniz yoksa, üye olmak için tıklayınız